5 Ekim 2010 Salı

güzel şeyler - 4



65 yapım....fazlalıktan, yapaylıktan uzak..."Eşkıya" hikaye...yapılmış en iyi ve en vurucu Türk Filmidir "Sevmek Zamanı"...

18 Eylül 2010 Cumartesi

güzel şeyler - 3




177 yıldır değişmeyen şeylerden...Münih'te başladı...4 Ekim'e kadar devam...6 milyon kişi bekleniyor...

Oktoberfest için herkese "Prost!"

herşey tadında...


Cuma'nın en sevdiğim yanı...tek başıma evde...elimde şarap ile kafam dışında dinlenebilecek tek şeyi dinliyorum....

güzel şeyler - 2


bir gün sahip olacağım....herkes şimdiden "Coltrane" e merhaba desin...

15 Eylül 2010 Çarşamba

gece seansında mutlu haberler...ileride...? aceba...?



Gürsel Tekin artık genel başkan yardımcısı
CHP MYK üyesi Gürsel Tekin, Genel Başkan Yardımcısı olarak atandı.

ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 20:57 TSİ 14 Eylül. 2010 Salı
ANKARA - CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), saat 16.00'da, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay, toplantının ardından yaptığı açıklamada, başta halk oylaması sonuçları olmak üzere gündemdeki konuların değerlendirildiğini söyledi.

Okay, Genel Başkan Kılıçdaroğlu tarafından, MYK üyesi Tekin'in, sivil toplum, meslek odaları ve halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak atandığını belirtti.

ponponların dramı...



NTV haberini ilk ağızdan sunalım:

Türkiye'ye ponpon kız cezası
Dünya Basketbol Şampiyonası'nın ev sahibi Türkiye'ye ponpon kız cezası geldi. FIBA, Türkiye'ye 3 bin 200 frank yani yaklaşık beş bin lira ceza kesti. Gerekçe, pon pon kızlara istedikleri gibi şov yaptırılmadığı iddiası.....

İSTANBUL - Dünya Basketbol Şampiyonası’nda gözler milli takımların yanısıra ponpon kızların da üzerindeydi.

Ponpon kızların kıyafetlerinden danslarına her şey tartışıldı. Ponpon kızlar çoğu maçta, salonu şenlendirdi.

Ancak gündeme ponpon kızlara, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da izlediği Türkiye-Rusya maçında şov yaptırılmadığı iddiaları geldi.

Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği (FIBA) de hemen harekete geçti. Türkiye’ye ceza kesti. Cezanın bedeli 3 bin 200 frank yani yaklaşık beş bin lira.

Rusya ve Ukraynalı ponpon kızlar, şampiyonada diğer ülkerin maçlarındaki hemen hemen her molada gösteri yaparken, Türkiye’nin maçlarında sadece ikinci periyod sonunda sahne aldığı haberleri yapılmıştı.

Türkiye’nin maçlarında ponpon kızların kıyafetleri de kapalı diye çok tartışılmıştı.

13 Eylül 2010 Pazartesi

12 Eylül 2010 Pazar

Değişim?


Değişim...Haydi Değiştirelim bazı şeyleri!

yorumsal...


nafile çabalar...

2 Eylül 2010 Perşembe

güzel şeyler...



130 TL'nin gidebileceği en güzel yerlerden biri...

Kesinlikle bazı şeylerin tadına yeni yeni vardığımı bana gösteren güzel şey...

Hollandalı'ları seviyorum...

Tavsiye...

Şiddetle...

27 Ağustos 2010 Cuma

yavaş yavaş...



biraz daha maç lazım...ama çoğu forveti, çoğu kaleciyi parmağında oynatacak belli...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

tabuları yıkmak...



bazı taşları yıkmak gerekiyormuş...bugün ilk kez denedim...ilk izlenimlerim şunlar:

1) Kokusu daha güzel...
2) İlk yudumlarda boğazı yakmıyor...
3) Ağızda bıraktığı tad yaklaşık 1.5 saat boyunca gitmiyor...
4) Dezavantaj - 1: "Uyku Getirmeme" gibi bir durumu yok...
5) Dezavantaj - 2: her yerde bulunmuyor...
6) Dezavantaj - 3: Normal kahve üzerine içince midede pek bir hareketlenme yaratıyor ki sormayın...

Onun dışında fena değil...içilebilitesi yüksek...

yeşil gözler için şafak...


1.5 sene beklemek gerçekten çok zor olacak...geri sayım başladı bile...

7 Haziran 2010 Pazartesi

okul var...

Taksitlerini geciktiren Haliç Üniversitesi’nden 400 öğrenci bugün finallere alınmayınca, okul önünde basın açıklaması yaptı. Haliç Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Sait Sevgener ise “Ellerinden sınav hakkını almadık. Bugün sınava giremezlerse, yükümlülüklerini yerine getirdikleri durumda ayın sonuna kadar bu hakları saklı” dedi.

Rektörlüğünde bulunduğu Mecidiyeköy Yerleşkesi’ne sabah saatlerinde gelen öğrenciler kapıya asılan, final sınavlarına alınmayacakları, ancak, 15 Haziran tarihine kadar yükümlülüklerini yerine getirdikleri durumda telafi sınavı yapılacağı yazılı rektör vekili Prof. Dr. Sait Sevgener imzalı yazıyı gördü. Öğlen saatlerinde bir süre oturma eylemi yapan öğrenciler, “Finallere taksit taksit”, “Ödüyoruz gündüz gece”, “Bu ticarethanede grev var” yazılı dövizler taşıdı. Grup adına Mühendislik Fakültesi son sınıf öğrencisi Apdülsamet Çalışkan bir açıklama okudu. Açıklama şöyle: “Üniversitemiz insani ve hukuki olmayan davranışlar sergiliyor. Mali yükümlülüklerini yerine getirmediğimiz gerekçesi ile sınava almıyoruz. Hükümlülüklerimizi sene başında yerine getirdik. Hiçbir yönetmelik ve yükümlülükte öğrencilerin sınava alınmaması gibi bir madde yok. Taksitlendirme sistemimiz var. Peşinatı ve taksitleri ödüyorsunuz. Eğer kayıt olduktan sonra bu hükümlülüğünüzü yerine getirmezseniz, okulun muhatap olacağı resmi evraka imza atan kişidir. Hacizse haciz yapılır. Ancak sınava alınmamak gibi bir durum kesinlikle söz konusu olamaz. Burada 15 TL için içeriye alınmayan arkadaşlarımız var. Kimimizin babası esnaf, kimisi ticaret erbabı. Bir şekilde para kazanıyor. Orta halli insanlarız. Bizi sınava sokarsınız. Kaydınızı dönem başında yaptınız. O dönem boyunca okutmak zorundalar. Mali yükümlülüğümüzü yerine getirmezsek, ikinci döneme kayıt yaptırmayabilirsiniz. Geçmişten borcunuz yoksa ikinci döneme kayıt yaptırma hakkımız var”

Haliç Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Sait Sevgener ise “Bu uygulamayı 10 gün önce duyurduk. Ya icra yoluna gideceğiz, ya da üniversitemiz yönetmeliğinin 5’inci maddesini uygulayacağız. Ellerinden sınav hakkını almadık. Bugün sınava giremezlerse, yükümlülüklerini yerine getirdikleri durumda ayın sonuna kadar bu hakları saklı” dedi. Bu arada 4900 öğrencisi olan Haliç Üniversitesi’nde ödemelerini geciktiren 400 öğrenci olduğu ve üniversitenin yaklaşık 2 milyon TL alacaklı olduğu belirtildi.


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14925863.asp

23 Mayıs 2010 Pazar

yazmak...

yazmaya başladım...dün...yavaştan...

arkadaşlarımla akşam saatlerinde yapacağım buluşma öncesi yağan yağmur ve aklımdaki birçok "so-called karmaşık" düşünce (Arda'ya buradan selamlar) beni o anın en can alıcı mekanına soktu..

Gittiğin kafede arka arkaya kahveleri yudumlarken, 3.kahveden sonra garson çocuğun surat ifadesi sanki "insanların tek başına gelip birden fazla kahve içmesinin ne kadar yanlış olduğunu" anlatır gibiydi...

...saçma...gereksiz...embesillik.

Temptations eşliğinde yazmaya başladım ki hiç grubu da hiç sevmem...

Rica ettim öncesinde aldığım Monk&Coltrane cd'sini çaldırmak için... "Konsepte aykırı olmasın" dediler...konseptini sevsinler, yavşaklar...

Güzel şeyler çıkacak....bakalım....devam edebilirsem hafızanın yettiği kadar...ileride çok hoş fikirler tezahür edebilir aklıma (Bkz. Tezahür: "Ortaya çıkmak" - Orbay'a selamlar)

Elle tutulur birşeyin çıkması belli ki zaman alacak...

... göreceğiz.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

gece ve müzik...

bu isimde bir radyo programı vardı galiba...neredeydi bilemiyorum...gece yatarken güzel şeyler hissettirerek yolluyordu en derinlere...

şimdilerde nedense aynı şeyi bana Coltrane yaptırıyor...

My Favourite Things...Black Pearls...A Love Supreme...Africa/Brass...


boktan bir haftaya başlamadan önce yapılacak en güzel şeylerden biri...geç saatlere kadar oturup...sanki yarının sıkıntı ve stres dolu bir hafta olmayacağını düşünerek ve sevdiğin insanı düşünerek geçirmek...ve uyumak...

sabah babanın kapını sıkıca vurarak kalk diye söylenmeye başlayıncaya kadar...

kalk...tuvalet...ihtiyaç...lens...elbise...kahvaltı...babayı bekleme...çıkış...yürüme...metro...itüayazağa...yürüyüş...herşey güzel...

kapıya girinceye kadar...

değişik bir stres başlıyor...mide ağrıları...baş ağrıları...sırt ağrıları...bilumum ağrılar...

bakalım...devam ediyoruz yaşamaya...her anı ile...nereye kadar gidiyoruz...görelim...

12 Nisan 2010 Pazartesi

kime göre...neye göre...

İngiliz dergisi Sight & Sound bir araştırma yapmış ve tüm zamanların en iyi 10 filmini sıralamış:

1. citizen kane
2. vertigo (bu listede favorim...Hitchcock...Novak...)
3. the rules of the game
4. the godfather and the godfather part ii
5. tokyo story
6. 2001a space odyssey
7. the battleship potemkin
8. sunrise a song of two humans
9. 8½
10. singin' in the rain

ilginç...gene de sevimsiz bir liste....

11 Nisan 2010 Pazar

özlendi...


baba ile içilince 2 bardaktan fazlası gitmeyen....gene de çok sevilen...zevkli...muhabbete muhabbet katan...hacmen 50 derece alkol olan...1932'den beri üretilen....

"hide and seek"


uzak doğu ve amerikan "the ring" serisinden sonra "gerildiğim" ilk film olarak filmografime girmiştir...robert de niro şahanedir...tavsiyedir...şiddetledir!

10 Nisan 2010 Cumartesi

koşuşturmaca...

bugünün işini yarına bırakan bir zihniyet gene acele birşeyler yapmaya çalışıyor...koşuşturmaca...telaş...anlamsızlık...neden bazı şeyleri önceden tam anlamıyla ve lezzetli yapmadıysam artık...

6 Nisan 2010 Salı

fırtınada koşanlar...


01:30 am...

tek başına...takmışım dinliyorum...çıtır çıtır geliyor sesi...mis...hiç uyumasam keşke...keşke yarın iş olmasa...keşke sıkıntı, baş ağırısı, mide ağrısı,stres olmasa...

hep gece olsa...hep fırtınada koşsam...sabahın ilk ışıklarına kadar...kafam da güzel olsa...


riders on the storm
into this house we're born
into this world we're thrown
like a dog without a bone
an actor out on loan
riders on the storm...

there's a killer on the road
his brain is squirmin' like a toad
take a long holiday
let your children play
if ya give this man a ride
sweet family will die
killer on the road...

girl ya gotta love your man
take him by the hand
make him understand
the world on you depends
our life will never end
gotta love your man....

26 Mart 2010 Cuma

Kitap Okumak Gerek - Vol.2


Eveet...Kayıp Sembol'e sonunda başladım...Giderken ve gelirken 15-20 sayfa ile herhalde 15-20 güne biter! :-S

Bazı yerler çok tutarsız , hatta çok fazla betimleme var ama gene de bir şekilde kendine bağlıyor...Langdon'lu bölümler sıkı ve diğer kitaplardan farklı ve gerçekten orjinal tepkileri gördüm karakterlerden...

Güzel ya...sırada hangisi var okunmadık...

İzledim ama gene de Yüzüklerin Efendisi ile devam edicem gibi...

11 Mart 2010 Perşembe

böyle bir parça yok....

arkadaşları ali derler ali oturur bizim kahvede
yakmış abayı bir dilbere nefaset bişi fidan boylu
bizim ali pişpirik oynar mfö dinler maç seyreder
dedim ki abayı yakmış kıza bundan haberi yok kızın ama
aliiii ali desidero

kız cok güzel latif şirin, hem kitap kurdu hem bir ahu
venüs mü desem afrodit mi? eli yüzü düzgün bir içim su!
elbetteki feminist bir kız metafiziğe de inanmakta
bir kusuru var yalnız kızın biraz entel takılmakta
optimis hem de pesimis biraz idealizmi de savunmakta
ali desidero aliii ali desidero

teoride desen zehir gibi pratik dersen sallamakta
bazen ben humanistim diyor bazen rasyonalist oluyor
değişik bir psikolojibir felsefe idiotloji---idiot idiot idiotloji

bizim ali kahveden aynen kız oradan gelip gecirken
gözüne kestirip kafasına takıyor
bu benim diyor dokunanı yakarım
ne yapmalı ne etmeli bir oyunbazlık bir şeytanlık
kıza dalavere mi cevirmeli bu beraberlik nasıl olacak
ikisi de ayrı telden calıyor
centilmence mi yaklaşmalı familyasıyla mı tanışmalı bir bilene mi danışmalı
bu kız sanki bir buzdolabı
aliii ali desidero

ali kahvede oturup duruyor kızın gecmesini bekliyor
hatun kişi görününce köşeden mfö başlıyor aynen kasetten
alii ali desider...
matmazel mfö yü duyar duymaz bir an kendinden geciyor
"ha bayıldı bayılacak" derken ali kızın elinden tutuyor
ali kız bir klark çekiyor kahvedikiler ınının diyor
ınının ınının ınının ınınının ınının ınınııınııın
aliii ali desidero

kız pardon diyor başım döndü mfö yakar gönlümü
rica ederim gelebilir her genc kızın başına yardım edeyim size istersiniz
evinize götüreyim icabında
"ay nasıl oluur" "ben sizi hiç tanımıyorum ama
hem konu komşu ne der sonra merci giderim tek başıma hahah"
"olur mu ne önemi var" diyor oğlan
"yürüyelim işte ne çıkar bundan
hem sizinle de tanışmışız oluruz
hem konuşuruz şurdan burdan"

"ne kibar cocuk" diyor kız içinden "hem samimi hem vefalı yani
bir imtihan cekeyim şuna diyor serseri mi yoksa bir dahi mi"
"diyor felsefeyi sever misiniz" ali diyor "biz hep dönerciyiz"
"luther" diyor kız ,"machiavelli"
"şampiyon biziz "diyor ali "attığımız gollerden belli".
aliii ali desidero

kız anlıyor ki dünyalar ayrı ali'ye kibarca bir "bye bye"
ali diyor "hay hayyy"
gözü parlıyor aniden kızın,"şeytan tüyü var bu hınzırın"
ali anlıyor ki doğru yolda "hazırım" diyor buluşmaya
kız diyor ki "bu işler narin bugün olmaz ali belki yarıııınn"...
ali desidero aliiii ali desidero.

10 Mart 2010 Çarşamba

Kitap okumak gerek... (Bkz. Orbay'a buradan selamlar)

başaramadığım bir şeyi dostum Orbay başarmış...hem de konusu gerçekten müthiş bir kitabı bitirmiş...gece gece gerçekten gurur duydum ya...bir şekilde kitapların suyunu çektirtmek gerek...resmen imrendim.

1) Kayıp Sembol'ü Kurtuluş Abi'ye verip bir şekilde kütüphanedeki yerinden kurtarmak gerek
2) Aldığım "bazı" kitaplara başlamam gerek...


...bakalım başarabilecek miyiz...

gece saat 00:51...bir şekilde birkaç sayfa ile başlasam mı yoksa Geniş Aile'nin izlediğim bölümünü bitirsem mi...


(Bkz. Uyuşuk insan)

7 Mart 2010 Pazar

Geniş Aile...

Efsane bir dizi...uzun uğraşlardan sonra haftalardır "kendimi tuttuğum" için şanssız hissediyorum kendimi...

Salı akşamlarım artık doldu!

Cevahir...Bilal...Şükufe...Nazan...Mürsel...Ulvi...Zekai...Pırıl...

bir de üstüne Rasim Öztekin...budur...


üst üste indirmece...geç saatlerde yatmaca...uyku düzeni bozulmaca ama olsun...

3 Mart 2010 Çarşamba

mart ayı...

1) House MD - 6.Sezon-15.Bölüm: "Private Lives" - (ohh beee!! dedirten 1 aylık aradan sonra) - 8 Mart
2) Formula 1 - (20 milyon pound'luk yeni kontratı ve yeni takımı ile (Mercedes GP) Michael Schumacer) - 12 Mart
3) FlashForward - Yeni Bölüm - (3 aylık aradan sonra) - 18 Mart

daha ne isterim....

zayıflama...

spora başladım...uzun bir süre "bıraktıktan" sonra...

ayrıca çarşamba günleri şirketten arkadaşlar ile basketbol oynuyoruz...

terliyoruz...sinirleniyoruz...stres atmaca...bugün yenildik mesela...


eriyelim ya...şöyle bir 10 kilo fena olmazdı...kolayı kestik...şekeri bir kupa bardakta 1,5'a indirdik...

birisi, televizyon kanalının birinde "kalın kazakları giyerek evde dans ettiğini ve bundan dolayı gereğinden fazla zayıflayarak hastalandığını" anlatıyordu...


aslında abartmadan dans etme fikri fena değil...ama kazakla mı? Hmm....bence forma daha mantıklı...


bakalım...

15 Şubat 2010 Pazartesi

14 Şubat...

herkesin sevgililer günü kutlu olsun......

14 Şubat 2010 Pazar

yorumsuz...


"Recep İvedik"...

"3"...

"8 kişi"... "erkek"...

"beraber"...

"aynı anda salona giriş"...

"aynı anda koltuklara oturuş"...

"aynı anda, aynı volümde kahkahalar"...


....

2 Şubat 2010 Salı

the giant...





soyut düşünceleri yıkan insan...sonsuzluğa çalıyor..."the giant"...

insomnia...

uyumak istemiyorum...sabaha kadar Coltrane çalsın...

1 Şubat 2010 Pazartesi

geç saatler...

03:03 diyor sağ üst köşede..

yavaştan bir Coltrane dinleyerek uyumak gerek...

Özlemişim...Oh, my!




hepsini tek tek izlemeye başladım bile...6.sezona geldim, anamm gecelerim sanki gündüzlerim oldu...

özlemişim la hepisini de...

Way to go Niles!

01/02/2010 - Pazar Heyecanları - Vol.2




Anakin Skywalker ile Padme arasındaki bildiğin düz "aşk hikayesi"...keşke bir "savaş sahnesi" olsa!!

umutlar gelecek haftaya....Darth Vader geliyor!!

26 Ocak 2010 Salı

bundan sonrakiler hikaye...



"red wine with fish... Well, that should have told me something..."


normal's overrated...




şerefsiz...gene de seviyor, izlettiriyor, salyalar saçtıra saçtıra...

25 Ocak 2010 Pazartesi

24/01/2010 - Pazar Heyecanları - Vol.1



gerçekten çok kötü...

bir Pod yarışı ve sahte bir Qui-Gon-Jin - Darth Maul - Obi Wan Kenobi kavgasıdan başka birşey değil...2 hafta sonrasını bekleyeceğiz ki anca görelim nasıl Darth Vader olunuyormuş...

gene de herşeye rağmen seviyoruz seni John Williams...

24 Ocak 2010 Pazar

Dark Side Of The Sundays...



Çılgın Pazar akşamları başlıyor....yarın 22:00'de Cnbc-e'de ilk film...

"If you only knew the power of the dark side...."

22 Ocak 2010 Cuma

TOP 10: "Umutsuz Anlar Şarkıları"

En zayıf düştüğünüz, bir yere tutunamayacağınızı anladığınız anlarda....

1) Leonard Cohen - Waiting For The Miracle
2) Bob Dylan - Not Dark Yet
3) Lou Reed - Perfect Dad
4) Beatles - I'm Only Sleeping
5) Oasis - Stop Crying Your Heart Out
6) ÜçNoktaBir - Dediler Ki
7) Cat Stevens - Wild World
8) The Doors - Severed Garden
9) Sezen Aksu - Git
10) Sezen Aksu - Yine Mi Çiçek

15 Ocak 2010 Cuma

14/01/2010 - Günün Kelimesi : "Soğan"

çapsız, embesilliğe göz kırpan bir taksicinin, arkadaşımla bir toplantı sonrası gittiğimiz ve şu ana kadar yediğim en iyi yemeklerden biri olan bir sokak cızbız köftenin, midemin ağrısını düşünmeden soğanı ile götürdüğüm yarım ekmeği üzerine, taksisinde kokunun yayılması ile bana "abi bu koku nedir?" "Pöffff! sen soğan mı yedin abi çok kokuyorsun yaa" şeklinde beyanatı...

benim ona ters bir cevap vermeden "bu arabaya alkolikleri, sarhoşları alıyor musun?" demem ve adamın bana "abi onlar başka ya, onlar o kadar kokmuyor... ama, ama soğan başka bir kokuyor, nasıl desem, yani ehmmm.... rahatsız oluyor insan işte yani, bilemiyorum" şeklinde cevabı.....

her gün yeni birşey çıkacak eminim....yazarım, yazıcam unutmadıkça...

şimdi uyumak gerek...

6 Ocak 2010 Çarşamba

TOP 10: "Gün Boyunca Ayakta Tutacak Şeyler"

Ofisten geç gelmem sebebiyle yorgun olmam, ve yarın sabah gitmemle "sanki oradan hiç ayrılmamış" gibi olacak bir bünyenin gün içinde ayakta durabilmesi zor olur tabii...

Knock-out olmuş bir bünyeyi sabahtan akşama kadar ayakta tutan 10 şey:

1) Kahve içmek...(tercihen şekersiz ve sütsüz)
2) Judas Priest - "Painkiller"
3) Elini çeneye koymamak...
4) Baş parmak yardımı ile diğer parmaklarını / vücudunu çimdiklemek...
5) Başkalarının dediklerini dinlemek/dinlemeye çalışmak...
6) Ağır bir biçimde birisinden fırça yemek...
7) Dışarı çıkıp soğukta donmak...
8) Bacakları sallamak - (tercihen tek bir bacak)
9) Mümkün olduğunca bulunan ortamda yürümeye çalışmak...
10) Yüz & El & (yapılabiliyorsa) Ayak yıkamak...

3 Ocak 2010 Pazar

"Ruh Mutfağı"ndan derlemeler...




Üst üste iki kere giderek hayatımda önemli bir yer edinen "Soul Kitchen", Fatih Akın'ın son filmi..

bir röportajından "duyduğum" kadarı ile "çok yorgunken" ya da "kafasını dinlemek amacı ile" yaptığını söylediği bu filmi izlerken gerçekten farklı yönlere bir anda taşınabiliyorsunuz...

İnternet sitesinde de belirtildiği üzere Soul Kitchen, aileler, arkadaşlar, aşk, güven, sadakat ve gerçekten umulmadık bir dünyada konuçlanmış bence gayet hoş bir yeri koruma çabasını anlatıyor...ve Fatih önceki filmlerinden bir oyuncu derlemesi yaparak karşımıza çıkıyor...

Kısa,Keskin, Acısız ve Duvara Karşı'da oynayan Adam Bousdoukos, Solino ve Im Juli'de oynayan Moritz Bleibtreu ve Duvara Karşı ve Im Juli'de onayan Birol Ünel ile gerçekten seyri müthiş bir film ortaya koyuyor...

Genç restoran sahini Zinos, uzatmalı sevgilisi Nadine tarafından terk edilir. Aslında çoğu zamanını sevgilisine değil, Hamburg'un ortasında Wilhelmsburg'da sahip olduğu restorana ayıran Zinos, sevgilisi Nadine'in Shanghai'ye gideceğini öğrenmesi ile adeta "çılgına döner" ve hızlı bir karar ile Shanghai'ye gideceğini kararlaştırır...

Tabii bu sırada geçen olaylar, bizi karakterler ve ana yapı olan restorandan koparmadan filmin ilginç sonuna kadar götürür...


Gerçekten çok sevdim ya...Ve ikinci defa izlerken ne kadar "daha izlenebilir" olduğu kanısına vardım...

Hoş ya...adam iyi kotarmış, sevdim :)

DVD'si çıktığında Fatih Akın koleksiyonumun Im Juli'den sonraki ilk DVD'si olacağından hiç şüphem yok...

hazır sinemalarda iken seyredin derim....

2 Ocak 2010 Cumartesi

"İki Numaralı Evlat" olmak...


Bu filmi nedense çok seviyorum. Şu ana kadar yapılan Batman'lerin arasında bana "farklı ve korkunç şeyler"uyandıran tek film sanki...

Gerek müziği, gerek "koyu, puslu, dolayısı ile gotik ve korkunç" havası, gerekse ana karakteri olsun beni her izleyişimde farklı noktalara götüren, korkutan, düşünüdüren, "yaw neden "aslında öldüğünü sandığımız karakter" filmin sonunda tekrar gözüküyor?" dedirtebilecek kadar şaşırtan, küçük sahneler ve küçük replikler ile akılda sıkı bir şekilde kalabilen tek devam filmi bence...Zaten en güzel replikler genelde devam filmlerinde olmaz mı?

"Ben onların "bir numaralı" çocuğuydum, ama onlar bana "iki numara"ymışım gibi davrandılar"...

John Williams'tan sonra belki de en iyi film müziklerini yapan Danny Elfman'ın ilk Batman filmi müziklerinin üzerine yaptığı derlemeler ile ortaya çıkardığı yeni müzikler de tabii filmi en iyi filmler listesine koyduran başka bir özellik...

Bu filmin "5.1 surround sistemli ve DVD sistemi ile tekrardan gözden geçirilen (remastered) ilk film" olma özelliği de diğer filmlerden ayıran ve bir adım öne fırlatan diğer bir detay...


Film eleştirmeni olamam...evet, beğendiğim ve izlediğim filmleri eleştiren de çok olacak belli ki ama nedense bu Batman filmi daha başka, daha farklı ve daha güzel şeyler barındırıyor...