26 Ocak 2010 Salı

bundan sonrakiler hikaye...



"red wine with fish... Well, that should have told me something..."


normal's overrated...




şerefsiz...gene de seviyor, izlettiriyor, salyalar saçtıra saçtıra...

25 Ocak 2010 Pazartesi

24/01/2010 - Pazar Heyecanları - Vol.1



gerçekten çok kötü...

bir Pod yarışı ve sahte bir Qui-Gon-Jin - Darth Maul - Obi Wan Kenobi kavgasıdan başka birşey değil...2 hafta sonrasını bekleyeceğiz ki anca görelim nasıl Darth Vader olunuyormuş...

gene de herşeye rağmen seviyoruz seni John Williams...

24 Ocak 2010 Pazar

Dark Side Of The Sundays...



Çılgın Pazar akşamları başlıyor....yarın 22:00'de Cnbc-e'de ilk film...

"If you only knew the power of the dark side...."

22 Ocak 2010 Cuma

TOP 10: "Umutsuz Anlar Şarkıları"

En zayıf düştüğünüz, bir yere tutunamayacağınızı anladığınız anlarda....

1) Leonard Cohen - Waiting For The Miracle
2) Bob Dylan - Not Dark Yet
3) Lou Reed - Perfect Dad
4) Beatles - I'm Only Sleeping
5) Oasis - Stop Crying Your Heart Out
6) ÜçNoktaBir - Dediler Ki
7) Cat Stevens - Wild World
8) The Doors - Severed Garden
9) Sezen Aksu - Git
10) Sezen Aksu - Yine Mi Çiçek

15 Ocak 2010 Cuma

14/01/2010 - Günün Kelimesi : "Soğan"

çapsız, embesilliğe göz kırpan bir taksicinin, arkadaşımla bir toplantı sonrası gittiğimiz ve şu ana kadar yediğim en iyi yemeklerden biri olan bir sokak cızbız köftenin, midemin ağrısını düşünmeden soğanı ile götürdüğüm yarım ekmeği üzerine, taksisinde kokunun yayılması ile bana "abi bu koku nedir?" "Pöffff! sen soğan mı yedin abi çok kokuyorsun yaa" şeklinde beyanatı...

benim ona ters bir cevap vermeden "bu arabaya alkolikleri, sarhoşları alıyor musun?" demem ve adamın bana "abi onlar başka ya, onlar o kadar kokmuyor... ama, ama soğan başka bir kokuyor, nasıl desem, yani ehmmm.... rahatsız oluyor insan işte yani, bilemiyorum" şeklinde cevabı.....

her gün yeni birşey çıkacak eminim....yazarım, yazıcam unutmadıkça...

şimdi uyumak gerek...

6 Ocak 2010 Çarşamba

TOP 10: "Gün Boyunca Ayakta Tutacak Şeyler"

Ofisten geç gelmem sebebiyle yorgun olmam, ve yarın sabah gitmemle "sanki oradan hiç ayrılmamış" gibi olacak bir bünyenin gün içinde ayakta durabilmesi zor olur tabii...

Knock-out olmuş bir bünyeyi sabahtan akşama kadar ayakta tutan 10 şey:

1) Kahve içmek...(tercihen şekersiz ve sütsüz)
2) Judas Priest - "Painkiller"
3) Elini çeneye koymamak...
4) Baş parmak yardımı ile diğer parmaklarını / vücudunu çimdiklemek...
5) Başkalarının dediklerini dinlemek/dinlemeye çalışmak...
6) Ağır bir biçimde birisinden fırça yemek...
7) Dışarı çıkıp soğukta donmak...
8) Bacakları sallamak - (tercihen tek bir bacak)
9) Mümkün olduğunca bulunan ortamda yürümeye çalışmak...
10) Yüz & El & (yapılabiliyorsa) Ayak yıkamak...

3 Ocak 2010 Pazar

"Ruh Mutfağı"ndan derlemeler...




Üst üste iki kere giderek hayatımda önemli bir yer edinen "Soul Kitchen", Fatih Akın'ın son filmi..

bir röportajından "duyduğum" kadarı ile "çok yorgunken" ya da "kafasını dinlemek amacı ile" yaptığını söylediği bu filmi izlerken gerçekten farklı yönlere bir anda taşınabiliyorsunuz...

İnternet sitesinde de belirtildiği üzere Soul Kitchen, aileler, arkadaşlar, aşk, güven, sadakat ve gerçekten umulmadık bir dünyada konuçlanmış bence gayet hoş bir yeri koruma çabasını anlatıyor...ve Fatih önceki filmlerinden bir oyuncu derlemesi yaparak karşımıza çıkıyor...

Kısa,Keskin, Acısız ve Duvara Karşı'da oynayan Adam Bousdoukos, Solino ve Im Juli'de oynayan Moritz Bleibtreu ve Duvara Karşı ve Im Juli'de onayan Birol Ünel ile gerçekten seyri müthiş bir film ortaya koyuyor...

Genç restoran sahini Zinos, uzatmalı sevgilisi Nadine tarafından terk edilir. Aslında çoğu zamanını sevgilisine değil, Hamburg'un ortasında Wilhelmsburg'da sahip olduğu restorana ayıran Zinos, sevgilisi Nadine'in Shanghai'ye gideceğini öğrenmesi ile adeta "çılgına döner" ve hızlı bir karar ile Shanghai'ye gideceğini kararlaştırır...

Tabii bu sırada geçen olaylar, bizi karakterler ve ana yapı olan restorandan koparmadan filmin ilginç sonuna kadar götürür...


Gerçekten çok sevdim ya...Ve ikinci defa izlerken ne kadar "daha izlenebilir" olduğu kanısına vardım...

Hoş ya...adam iyi kotarmış, sevdim :)

DVD'si çıktığında Fatih Akın koleksiyonumun Im Juli'den sonraki ilk DVD'si olacağından hiç şüphem yok...

hazır sinemalarda iken seyredin derim....

2 Ocak 2010 Cumartesi

"İki Numaralı Evlat" olmak...


Bu filmi nedense çok seviyorum. Şu ana kadar yapılan Batman'lerin arasında bana "farklı ve korkunç şeyler"uyandıran tek film sanki...

Gerek müziği, gerek "koyu, puslu, dolayısı ile gotik ve korkunç" havası, gerekse ana karakteri olsun beni her izleyişimde farklı noktalara götüren, korkutan, düşünüdüren, "yaw neden "aslında öldüğünü sandığımız karakter" filmin sonunda tekrar gözüküyor?" dedirtebilecek kadar şaşırtan, küçük sahneler ve küçük replikler ile akılda sıkı bir şekilde kalabilen tek devam filmi bence...Zaten en güzel replikler genelde devam filmlerinde olmaz mı?

"Ben onların "bir numaralı" çocuğuydum, ama onlar bana "iki numara"ymışım gibi davrandılar"...

John Williams'tan sonra belki de en iyi film müziklerini yapan Danny Elfman'ın ilk Batman filmi müziklerinin üzerine yaptığı derlemeler ile ortaya çıkardığı yeni müzikler de tabii filmi en iyi filmler listesine koyduran başka bir özellik...

Bu filmin "5.1 surround sistemli ve DVD sistemi ile tekrardan gözden geçirilen (remastered) ilk film" olma özelliği de diğer filmlerden ayıran ve bir adım öne fırlatan diğer bir detay...


Film eleştirmeni olamam...evet, beğendiğim ve izlediğim filmleri eleştiren de çok olacak belli ki ama nedense bu Batman filmi daha başka, daha farklı ve daha güzel şeyler barındırıyor...